Brezilya’da Sıra dışı Bir Stüdyo Daire!

0

Danimarkalı Thor Jensen’in Brezilya’nın en sessiz ve sakin şehri olarak bilinen Jundiaí’deki stüdyo dairesi, alışılmışın dışında dekorasyonu ve ev sahibinin ihtiyaçları düşünülerek tasarlanan mimarisiyle ön plana çıkıyor.

Hazırlayan Selin Akal Gülmez Fotoğraflar Denilson Machado/ MCA Studio

 

Bazı evler vardır, küçüktür ama içinizi ısıtır. Hele ki, bir de doğru şekilde dekore edilmişse… Danimarkalı Thor Jensen’in 58 metrekarelik evi de içinizi ısıtacak cinsten; sıcak ve samimi. Ne az, ne de çok felsefesi ile ihtiyaca göre şekillenen bir ev onunki. Brezilyalı Mimar Guilherme Torres’in yardımıyla dekore edilen evin hikayesi ise oldukça ilginç.
Kopenhag’da doğup büyüyen Jensen, 2 yıl önce Brezilya’dan iş teklifleri almaya başlamış. Sonunda da Sao Paulo’daki büyük bir şirketin satış departmanının başına geçmiş. “Brezilya macerama başlarken çok korktum açıkçası. Çünkü Danimarka, Brezilya’nın aksine daha sakin bir ülke. Biz sadece hafta sonları kendimizi kaybetmeye programlanmışız ama Brezilyalılar en ufak bir müzik sesinde dans etmeye hazırlar. Bu yüzden de sakin bir yaşam alanı bulmak konusunda ciddi korkularım vardı,” diyor Thor Jensen. Bu korkularında da haklı çıkmış. Şehir merkezindeki evler ya çok büyük ya da şehrin gürültüsünden tam olarak arınmıyormuş. Birkaç kez ev değiştirmiş ama istediği gibi sakin bir yaşam alanı bulamamış. Ta ki, Campinas’tan dönerken lastiği patlayana kadar…
“İş için Campinas’a gitmiştim ve dönüşte 2 lastiğim birden patladı. Gelen çekici beni Jundiaí’ye götürdü ve bu küçük şehre aşık oldum. Aynı gün bir emlakçı ile anlaştım ve bana elindeki bütün evleri gösterdi. Birkaç evi çok beğendim ama Brezilya’nın en renkli mimarlarından biri olan Guilherme Torres ile görüştükten sonra, ikimizin de ortak fikri bu ev üzerinde yoğunlaştı.”


Guilherme Torres ile Thor Jensen’in tanışması ise ortak bir arkadaşları sayesinde olmuş. Torres’in fikirleri ve yaptığı işleri öğrendikçe aklındaki evi onun yapması gerektiğini düşünen Jensen, Jundiaí’deki evleri görür görmez onu arayıp, yardım istemiş. 2-3 ay süren gel-gitler sonucunda da ortak bir karara varıp, bu evde karar kılmışlar. “Jensen ile bir arkadaşım vesilesi ile bir partide tanıştım. O gün bana aklındaki fikirleri anlattı. Küçük bir evi, kullanışlı ve samimi bir yaşam alanına dönüştürmek istiyordu. Aynı Kopenhag’da büyüdüğü ev gibi… Ve doğruyu söylemek gerekirse; çılgınca fikirleri vardı. Ama ben çılgın insanları çok severim. O yüzden de beni aradığında hiç tereddüt etmeden arabama atladım ve Jundiaí’ye gittim. İsteklerine uygun birkaç seçenek vardı aslında ama ben ilk görüşte bu evin onun için en iyisi olacağını biliyordum. Sanırım biraz da bana güvenerek, sonunda burada karar kıldı,” diyor Torres.

Jensen’in ilk görüşte aşık olduğu Jundiaí, Sao Paulo’ya 60 kilometre uzaklıkta. Otomobille ortalama 45 dakika süren yolculuk, trenle 25 dakika. Haftanın her günü, her saat başı kalkan bu tren, direk olarak Sao Paulo’nun merkezine gelmenizi sağlıyor. Bu yüzden Jundiaí’yi çoğunlukla Sao Paulo’da çalışan beyaz yakalılar tercih ediyor. Ayrıca Brezilya’daki diğer şehirlere nazaran çok daha sessiz ve sakin olması da onun için bulunmaz nimet.
Torres’in tanımıyla biraz İskandinav, biraz da Brezilyalı olan bu evi, 10 katlı bir apartmanın 5. katında yer alıyor. Bu binadaki tüm daireler 1+1 olarak hazırlanmış. Ancak Torres yaşam alanlarının orantılarını beğenmediği için tüm duvarlar dekorasyon öncesinde yıkılmış ve odaları yeniden planlanmış.

Bunu yaparken de, yemek masasını da içine alacak geniş bir salon ve kullanışlı bir yatak odası tasarlamış. “Eğer bir projeyi baştan sona inşa etmiyorsanız, aklınızdaki mekanlar konusunda bazı sorunlar yaşamanız doğal. Jensen’in isteklerini dinleyince varolan mimari yapı ile onu mutlu edemeyeceğimi anladım. Evet küçük bir ev istiyordu ama kullanışlı da olması önemliydi. Ancak onun isteklerini mevcut mimari ile yapamazdık. Bunun için de salonu biraz daha genişletmek için banyoyu küçülttüm ve dikdörtgen bir yaşam alanı oluşturdum. Banyoyu da yatak odası ile birleştirerek, daha geniş bir uyuma alanı yarattım. Projenin ilk haliyle son haline baktığımda buna değdi diyebilirim. Sonrasında malzeme seçimi, renkler derken projeyi 1.5 ay gibi kısa bir sürede tamamladık. Jensen’de ertesi gün evine taşındı. Onun deyimiyle; kendisini Danimarka’da hissetmesini sağlanan yeni yuvasına…” diyor Torres.

Aslında ilk olarak salonun dekorasyonu düşünülmüş. Çünkü bu evin merkezi salon. Evin küçük antresi de, mutfak da, yatak odası da direk olarak salona açılıyor. Antrenin duvarlarında gizli gömme dolaplar bulunuyor. Buraya banyoyu daha da küçültmemek için aynı zamanda çamaşır makinesi ve kurutucu da yerleştirilmiş. Antrede, mutfakta ve yemek odası olarak kullanılan bölümde ahşap paneller kullanılmış. Bu ahşap paneller Torres ve Jensen’in o kadar hoşuna gitmiş ki, salonun bir cephesini de bu ahşapla kaplamaya karar vermişler. Böylece görüntü kirliliğine yol açabilecek olan kablolar da panellerin arkasına saklanmış. Dekorasyonda da az ve öz felsefesi başrole alınmış. Gerçekten de evin herhangi bir köşesinde gereksiz bir detay görmek imkansız. Her şey kararında, her şey yerli yerinde.
Jensen’in en sevdiği renkler ise dekorasyonun ana karakterini belirlemiş. Ona geçmişini hatırlatacak olan detayların da eklenmesiyle yaşam alanları belirlenmiş.

 

Salona yeşil büyük bir koltuk, karşısına da televizyon konumlandırılmış. Hem orta sehpa hem de televizyonun devamı gibi düşünülen bir bank ile tamamlanan salonun hemen ilerisine ise yemek bölümü yerleştirilmiş. Misafir ağırlamayı seven Jensen’ın tek isteği en az 4 kişilik bir yemek masasıymış. Torres de ev sahibinin bu isteğini geri çevirmeyerek, bu alanı olabildiğince geniş tutmaya çalışmış. Yemek bölümünün hemen yanında, salonun arkasında kalan boşlukta ise mutfak bulunuyor.

Mutfak görünüşte oldukça küçük ancak büyük gömme dolaplar, hem kiler görevi görüyor hem de depolama.
“Bu evi planlarken önemli olan kullanışlılıktı. Bu yüzden her şeyi incelikle düşündük. Zeminden duvar renklerine, dolaplardan mobilyalara kadar… Küçük detaylar da aslında birbirini tamamlıyor. Mesela, duvar renginin ilk başta bej olmasını istiyordum ancak belli başlı bölümleri ahşap panellerle kaplayınca mekana hafif bir İskandinav havası katmak için geri kalan duvarları beyaza boyadık. Zeminde ise kemik rengi epoksi kullandık.

 

Pencereler hem dikdörtgen hem de dardı. Bu yüzden de gri pencere çerçeveleriyle pencerelerin bir tablo gibi gözükmesini sağladık. Camları da sarmaşıklarla süsledik ki, dışarıdaki şehir vurgusunun yerini doğa alsın.

Tüm bunlara tek tek baktığınızda bir anlamı olmaya bilir ama bütüne bakarsanız ortaya çıkan ferahlık duygusunu, sadeliği ve rahatlığı hissedebiliyorsunuz,” diye anlatıyor dekorasyondaki değişimleri Guilherme Torres.

Jensen’in yatak odası da Torres’in bahsettiği kullanışlılık ilkesi ile planlanmış. Odada geniş bir gömme dolap, orta büyüklükte bir yatak ve yatak kenarına yerleştirilen şifonyerler dışında gereksiz hiçbir eşya yok. Hatta bu oda deyim yerinde ise İskandinav tarzını yansıtıyor diyebiliriz. Torres’in şifonyerler üzerine yerleştirdiği aksesuarları da aslında Jensen’i evinde hissettirmek için seçilmiş.

Mevcut mimarideki banyoyu salona ekleyerek salonu genişleten Torres, yeni planda banyo ile yatak odasını birleştirerek Jensen’e kullanışlı bir ebeveyn banyosu hazırlamış. Böylece yatak odasının sınırlarını da eskisine göre genişletmiş. Ancak Jensen banyoyu çok karanlık bulmuş. Apartman yönetimi ise dış cepheye müdahale edileceği için banyoya, gün ışığını içeriye sokabilecek herhangi bir pencere koyulmasına izin vermemiş. Bunun üzerine Torres yatak odası ile banyo arasındaki duvarı yıkmış ve evdeki pencere çerçevelerinden esinlenerek buraya büyük bir pencere yerleştirmiş. Bu sayede yatak odasına dolan gün ışığından banyonun da yararlanması sağlanmış.

İskandinav tarzında tasarlanan banyoda beyaz renk kullanılarak, pencereden yansıyan ışığın mekanı daha aydınlık göstermesi sağlanmış. Özel olarak tasarlanan ayna, lavabo ve duş bölümü ise Jensen’in banyoda rahat hareket edebilmesini ve evin geri kalanı gibi bu alanı da daha verimli bir şekilde kullanabilmesini sağlamış.

NOTLAR

Salon ve mutfakta kullanılan ahşap paneller, yemek bölümünün daha ferah ve aydınlık olmasını sağlamış. Paneller özel olarak tasarlanmış ve parke görünümü verilmiş. Yemek masası Guillermo Torres tasarımı. Aydınlatma, Magic World’den, sandalyeler, salondaki berjer, bank ve kahve sehpası T&S’den alınmış. Salona konumlandırılan koltuk ise Futon Company’den seçilmiş.

 

Mutfak ve yatak odası ev sahibinin ihtiyaçlarına gore şekillenmiş. Mutfak tasarımı Guillermo Torres’in ekibinden iç mimar Mario Estevaz’a ait. Yatak, Futon Company’den alınmış ve yatağın arkasına evin genelinde kullanılan ahşap panellerle yatak başı yapılmış.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here