Okyanusun Renkli Komşusu

0

Brezilya’nın en keyifli evlerinden birine imza atan mimar Guilherme Torres, ev sahiplerine renkli, huzurlu ve çarpıcı bir villa tasarlamış. Barra da Tijuca’nın muhteşem denizini ayaklarınızın altına seren ev, Brezilya’nın pozitif enerjisini mükemmel bir şekilde yansıtıyor.

Hazırlayan Selin Akal Gülmez Fotoğraflar Denilson Machado/ MCA Studio

Brezilya deyince sanırım herkesin aklına Rio de Janerio geliyor. Ülkenin en eğlenceli ve renkli şehri burası çünkü. Festivallerini, gece hayatını ve muhteşem denizini de düşününce, sanırım Rioluları kıskanmamak da elde değil. Hele ki, durmadan gülümseyen yüzleri görünce… Rio’nun en sevdiğim yanı da bu; gün boyunca pozitif, sıcak kanlı ve yardımsever insanlarla karşılaşmak. Ancak bu pozitif enerjinin şehrin mimarisine yansımamış olması gerçekten de üzücü. Özellikle de, şehir merkezine. Zira, sokaklarda gezerken kendinizi apartmanlarla sarmalanmış, büyük ve kaotik bir şehirde geziyormuş gibi hissediyorsunuz. Oysa ki, hemen birkaç metre ilerinizde belki de dünyanın en güzel denizlerinden biri var.

Turistler için Rio’nun bu eksileri önemli olmasa da, şehir merkezinde çalışan beyaz yakalıların çoğu benimle aynı fikirde. Bu sebeple de, bu kaotik yapıdan kurtulup çevredeki bölgelerde yaşamayı tercih ediyor. Özellikle de; Copacabana, Ipanema ve Barra da Tijuca’da. Rio’da on iki ay süren koşuşturmanın aksine Copacabana, Ipanema Barra da Tijuca, genellikle yaz aylarında popüler oluyor. Copacabana ve Ipanema, şehir merkezine daha yakın olmaları nedeniyle son yıllarda biraz daha kalabalıklaşmış olsa da Barra da Tijuca hala bakirliğini koruyor. Rio’ya 1 saat mesafede olması sayesinde de, sakinliğini daha uzun yıllar koruyacak gibi gözüküyor.

Renklerin enerjisi ile dekore edilen MX House da, Rio’da çalışan ama yaşamak için Barra da Tijuca’yı tercih eden genç bir çifte ait. Bu muhteşem evin yeniden yaratılmasını sağlayan ise Brezilyalı Mimar Guilherme Torres. Onun pozitif enerjisi ile harmanlanan MX House için Torres’in belki de en etkileyici tasarımlarından diyebiliriz.

Barra da Tijuca’nın birkaç kilometre dışında yer alan ev, üç katlı. Denizin üzerinde süzülüyormuş hissi veren yapı, 1980’li yıllarda inşa edilmiş. Bir süre ev olarak kullanılan bina daha sonra pansiyon olarak hizmet vermiş. Son iki yılında ise boş ve bakımsız olarak bırakılmış. Sonrasında da yolu Guilherme Torres’le çakışmış. “Evin şimdiki sahibi olan Royce benim çocukluk arkadaşım. 20 yıl boyunca aynı  mahallede yaşadık, beraber yemek yedik hatta beraber üzüldük ve sevindik. Oturduğumuz bölge Sao Paulo’nun dışında, tek katlı evlerle dolu küçük bir mahalleydi.

Hepimiz yaz olsa da, birileri bizi 3 saat uzaklıktaki Santos’ta denize girmeye götürse diye dua ederdik. Ama maalesef yılda sadece 1 ya da 2 kez plaja gidebiliyorduk. Çünkü mahallemizdeki herkesin neredeyse haftanın 7 günü çalışması gerekiyordu. Bu yüzden Royce’la birbirimize bir söz verdik; büyüyünce deniz kenarında bir ev alacaktık… Sonra yıllar geçti ve Royce işi nedeniyle Rio’ya taşınmaya karar verdi. Daha sonra da burada Danimarkalı eşi Lisa ile tanışıp, evlendi. Onun ve eşinin birkaç yıldır şehre yakın bir ev aradığını biliyordum. Evi inşa eden arkadaşım beni aradı ve ev sahibinin burayı satmak istediğini, evi alacak olan kişiler için buranın elden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Ben de hiç vakit kaybetmeden gidip eve baktım ve Royce’u arayıp; hayallerindeki evi buldum dedim,” diye anlatıyor Guilherme Torres bu muhteşem evle tanışma hikayesini.

MX Houseun yenilenme süreci 6 ay sürmüş. Tüm duvarlar ve oda planları yenilenmiş. Planların yenilenmesi döneminde özellikle salon ve mutfaktaki duvarlar yıkılmış. Odaları birbirinden ayıran kapılar yerine muxarabi denilen ahşap seperatörler tasarlanmış. Bu seperatörler, pencere önlerinde de kullanılarak farklı ve evle bütünleşen bir güneşlik sistemi hazırlanmış. Muhteşem deniz manzarasını evin içine almak için de pencerelerin boyları biraz daha büyütülmüş.

Odalara hem yapıyı daha da kuvvetlendirmek hem de mimari etkiyi güçlendirmek için çimento duvarlar eklenmiş. 2 yıldır boş ve bakımsız kalan evin ayrıca tüm tesisatlarını da yenileyen Torres, burayı eğlenceli ama dingin bir eve dönüştürmüş.

“MX House’un dekorasyonu hakkında anlatacak çok şeyim var ama bizi en çok zorlayan ve yoran kısım evin yenilenmesi oldu. İlk defa üç katlı bir evle çalıştım ve itiraf etmem gerekiyor ki, oldukça zor bir işmiş. Hele ki 80’lerin başında yapılan bir evi, biraz Brezilyalaştırma biraz da Danimarkalılaştırma çabasında iseniz. Bu iki farklı tarzı kullanma nedenimiz ise burada yaşayacak olan çiftin bu evin içinde kendi kültürlerini, renklerini ve hayatlarını bulabilmesini sağlamak oldu.

Evin giriş katına yemek masasını da içine alacak büyüklükte bir salon yerleştirdik. Ana mutfak, 2 adet misafir odası ile depo ve hizmetli odalarını da bu kata koyduk. İkinci katta ise geniş ve renkli bir oturma alanı yaratmak istedik. Çünkü burası büyük bir ebeveyn yaşam alanı olacaktı.

Giyinme odası, çalışma odası ve ebeveyn banyosunu da bu kata aldık. Royce’un eşi Lisa’nın benden istediği tek şey bu oldu; büyük ve geniş bir ebeveyn katı…

 

 

Üçüncü kat ise hem benim hem de ev sahiplerinin en favori mekanı oldu. Terasta ya da havuz kenarında verilecek partileri de düşünerek buraya küçük bir mutfak, eğlenceli bir yemek alanı ve havuzlu bir teras yaptık.

Evin içinde dolaşan havalandırma boruları ise bence mekana biraz da loft havası kattı. Bu detayı ben çok kullanmak istememiştim ama şimdi dönüp baktığımda ve evi bir bütün gibi gözdüğümde, bunun hiç de kötü bir fikir olmadığını anlıyorum,” diyor Torres.

 

Evin tamamında çok güzel dokunuşlar ve keyifli mobilyalar olsa da gerçekten de evin en keyifli bölümü üçüncü kat olmuş. Geniş terasın kenarına yerleştirilen havuz adeta denizle birleşmiş gibi duruyor. Zeminde kullanılan granit karolar da, adeta kumsalda yürüyormuş hissi veren detaylardan. Ayrıca havuzun bir bölümüne şezlongların yerleştirilmesi için hazırlanan ve sanki havuz içinde yatıyormuş hissi veren bölüm de terasın keyfini ikiye katlıyor. Bu katta kullanılan yemek masası ve sandalyeler ise buranın atmosferini güzelleştirmiş. Yine de bu evin bu kadar pozitif gözükmesinin nedeni sadece terası değil. Hem kullanılan renkler hem de materyaller, evin sade ama enerjik gözükmesini sağlamış.

Torres ayrıca bu etkiyi tek bir odada da ya da katta vermemiş. Her bir katın kendine özgü bir hikayesi, rengi ve canlılığı var.

Mesela giriş kattaki salon daha sade düşünülmüş. Burada büyük bir deri koltuk, orta sehpa ve parlement mavisi halı kullanılmış. Yemek masasında ise ahşap ve turuncu kombinasyonu tercih edilmiş. Nil yeşili büfe ile tamamlanan salonda, pencere önlerine paravan gibi kapanabilen ahşap seperatörler yerleştirilmiş. İlk bakışta sade mobilyalarla dekore edildiği düşünülen, hatta akılcı detaylarla tamamlanan salonun bütününe baktığınızda ise canlı ve dinamik bir mekan çıkıyor karşınıza. Bu dinamizm aynı katat yer alan misafir yatak odalarında da, ana mutfakta da devam ettirilmiş. Adeta her bir oda, bir sanat eseri edası ile incelikle düşünüp, hazırlanmış.

“Benim için buranın en güzel yanı beni evimde hissettiriyor olması. Çünkü Danimarka, Brezilya kadar sıcak ve renkli bir ülke değil. Biz daha sade mobilyalarla yaşamayı seviyoruz. Burada ise durum farklı… Guilherme Torres, benim ne istediğimi çok iyi anladı ve bunu da çok güzel bir şekilde eve uyguladı. Özellikle ebeveyn katında… Yine de benim için farklı ve alışılmadık dokunuşlar var ama renklerin uyumu oluşu da, zıtlığı da benim için keyifli bir deneyim oldu,” diyor evin sahibi Lisa.

Eşi Royce da evini şu sözlerle anlatıyor: “Evimize baktığımızda farklı ülkelerden farklı tarzlar görüyorum. Bu sadece renklerle değil, desenler ve materyallerle hazırlanan bir kombin oldu. Mesela ebeveyn katındaki oturma odası; biraz Afrikalı, biraz İskandinav, biraz da Brezilyalı… Yine teras katındaki oturma bölümü, kesinlikle ama kesinlikle Güney ve Kuzey Amerika’nın muhteşem bir birleşimi oldu. Mutfağın da beni Akdeniz sahillerine sürüklediğini söyleyebilirim mesela.

 

 

 

Ben de tam olarak böyle bir ev hayal ediyordum. Renkli ama göz yormayan, canlı ama dingin de olabilen, keyifli ama dinlendirici. Sanırım Guilherme bize bundan daha fazlasını verdi.”